KAÇIŞ NEREYE?

KAÇIŞ NEREYE?

İnsan doğduğundan bu yana bakıma muhtaç bir varlıktır. Anne ve babası bu görevi üstlenmiş iki fedakar kimselerdir. Büyüdükçe faklılaşan ve etrafını sorgulayan, tanımaya, keşfetmeye meraklı bir varlıktır insan.

Zamanla inancıyla tanışan, sonra ne olduğunu anlamaya ve anlamlandırmaya gayret eden ve sonunda ya iman eden ya da inkâr eden bir birey olup çıkar.

Peki biz bu durumdan ne kadar sorumluyuz anne, baba ve hoca olarak? Onlara inançlarını doğru anlatıp ya da doğru bir rol model olabildik mi?

Ya da onlar kimleri rol model edinerek hangi yaşamı “din” edinme yolunu seçmişlerdir. Soruyorum; biz yoksa gençlerimizi dinden nefret mi ettirdik?

Yoksa biz Hz. Peygamberin dediğini onlara diyebildik mi? Kızmadan, aşağılamadan hakaret etmeden…. Kendi yapmış olduğumuz amellerimizin ve yorulmuş imanlarımızın faturasını onlara mı kestikte dinden bu kadar uzaklaşmalarını sağladık?

Bu gençlik nereye kaçıyor, biz ise neye bakıyoruz? Müslüman’ım diyen aileler bile bu konudan muzdarip oldukları kanaatini taşıyorum.

Kulağına kulaklığını takıp kendini kime ve neye karşı kapattı? Dokunabilen, hissedebilen, konuşabilen var mı onlarla? Aramızda pek azımızdır tahmin ediyorum.

Onlara edindirdiğimiz din kimin dinidir? Dini kim adına yaşayacak, benimseyecek, bunu hayat tarzı haline getirecek?

El alem ne der değil, Allah ne der diyebilmeliydi…

Hurafe ve bidat değil, TEVHİD dini diyebilmeliydi…

Dini yorduk, gençlerimizi yorduk, dünyayı yorduk hala akıllanamadık…

Oysa DİN, sürdürülebilir bir yaşam iksiridir. Peygamber (SAV) çok ibadetle uğraşan bir sahabesine şöyle der: ”Kendini bu kadar yorma, sen yorulmazsan Allah hiç yorulmaz” tavsiyesinde bulunmuştur. Biz kime ve kimlere bu kadar günahın vebalini yüklüyoruz? Şunu şunu yapmazsan, 40 yıl bunları yapmazsan, 70 yıl ne kadar cömerdiz insanları ateşe atıp yakmakta. Hükümlerini vermişiz, kurtulma şanslarını ellerinden almışız maalesef. Kazandıkları günahlardan değil, kaybettikleri sevaplardan anlatmaya başlayalım mı? Ne dersiniz? Herkes kazandıklarının karşılığında rehindir. Rehineyi kurtarmak isteyen ise çok azdır. Ne yapmalı o zaman?

El cevap: Kimsenin günahlarını ve ayıplarını araştırmayalım.

Hiç kimsenin kazandıklarının hâkimi ve günahlarının avukatı olmayalım.

Dinin bir “korku” aracı değil “sevgi” amacı olduğunu anlatalım.

“Müjdeleyiniz korkutmayınız; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz” diyen bir nebinin rehberliğinde anlatalım.

Unutmayın İnsan anlaşılamayınca kendini ve sevdiklerini terk eder.

Anlayışlı olalım, bilerek hata yapmadıksa bilmeyerek din anlatıp insanları dinden imandan soğutmayalım.

Dinin temsilcisi Allah’tır, tebliğcileri insanlardır, Dinde hata yoktur tebliğde eksiklik vardır. Açık ve anlaşılır olan dinin kitabını bulmaca kitabına çevirip Allah‘ın verdiği akılla dalga geçmeyelim. ”Sen anlamazsın” diyenlere o senin problemin diyelim. Bu insanlık ne zaman bu mukaddes kitabı anlamaya başlarlarsa kâfirlerin kıyameti gelmiş demektir.

Allah (C.C) kitabıyla anlaşılır olmak ve “OKU’nmak istiyor.

Ey insan sen ne istiyorsun?

 

Kaynak : http://yenisehirim.com/kacis-nereye.html

Yorumlar

    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiş gibi görünüyor.

    İlk yorumu siz yapın!

Yorum Yaz